Olayın uzerinden 2 gun gecti biliyorum ama yazma hissini kendimde anca buldum. Iki gun once Hrant Dink.in katledilişinin 3. yıldönümüydü. Hrant Dink.. Bazıları için hiç bir önemi olmayabilirdi onun, aslında önemli biri olmasını da beklemiyorum açıkçası. Ben de tesadüfen tanımıştım onu. (birebir değil yazıları ile).
Küçüklüğümde yaşanan faili meçhulleri hatırlamıyorum pek... Kendimi bilmeye başladığımdan beri 3 toplumca bilinen yazar bir de önemli bir kaç terör saldırısı oldu.. Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu suikastler; danıştay saldırısı ve tabiki Istanbul'daki sinagog saldırıları. Ama hrant dink.in yer ayrıydı bu seri de. Ingilizce 101 alıyordum. Konu olarak 11Eylul sonrasında değişen dunya ve türkiye konusunu seçmiştim. Açıkcası eskiden daha ilgiliydim siyasi, toplumsal olayları, belki de bilgisizliğin verdiği açlıktan olsa gerek. Derste konu 301. madde diye bilinen tck.nin türk.lüğe hakaret adlı maddesi tartışılıyordu. Münazaralar yapmıştık, benim savunduğum tezlerden biri, yargılanan insanların toplum gözünde hedef olabilecekleriydi. Nerden bilebilirdim ki bunun gerçek olacağını.
Kitap ve makale okuma alışkanlıklarım daha yüzeyseldi o zaman. Populer kültür içindeki konulara daha meyilliydim ama değişim içindeydim.. Baba ve Piç romanını okumuş, elif şafak.ı keşfetmiştim ve geriye doğru kitaplarını okudum, radikalde yazarları takip ediyordum. O aralar dersin de verdiği etki ile dink.in yazılarını okumaya başlamıştım.
Ben böyle kendi içimde olaylar değişimler yaşarken, meğer ülke içinde bazı yerlerde, kurumlar ve kuruluşlarda artık ne denirse adına, ülke çapında değişimler yaratacak eylemler hazırlanıyormuş. O gün geldiğinde, gündüz tv izlememiştim. Msn.de arkadaşla sohbet ederken, bana bir ermeni yazarın öldürüldüğünü söyledi. Ermeni yazar.. kim olabilirdi ki? kaç ermeni yazar tanıyodum ki zaten.. içeri koştum ve o sahneyi gördüm, uzerine beyaz bişiler örtülmüş, ayakkabılarının altı delik bir adam öylece yerde uzanıyordu. Türkiyenin bir zengiliği daha, düşünen bir beyni daha yok olmuştu artık. Öldürüldüğü caddenin adı daha sonrada ülke gündemini hayli meşgul edecek bir addı; ergenekon caddesi. Annem falan tanımıyordu kim olduğunu o aydının. Ama benim için bu çok hazin bir andı. Derste fikirlerini savunduğum, yazılarını okuduğum, yeni keşfettiğim, hedef olabiliceğini dile getirdiğim bir yazar öldürülmüştü. ve sırf bir gencin duygularını kışkırttığı ve ermeni olduğu için. . .
Evet insan hayatı bu kadar kıymetsiz işte... Zor bir uğraştır yaşamak, zor işte..
Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu'dan bir söz ile bitireyim.
"Marcos San Francisco'da bir eşcinsel,
Güney Afrika'da bir zenci,
Avrupa'da bir Asyalı,
San Ysidro'da bir Chicano,
İspanya'da bir anarşist,
İsrail'de bir Filistinli,
San Cristobal sokaklarında bir maya yerlisi,
Almanya'da bir Yahudi,
Polonya'da bir çingene,
Quebec'te bir mohawk,
Bosna'da bir barış yanlısı,
akşam saat 10'da metroda yalnız bir kadın,
topraksız bir köylü,
gecekondu mahallesinde bir çete üyesi,
işsiz bir emekçi,
mutsuz bir öğrenci
ve tabii ki dağlarda bir Zapatista'dır."
21 Ocak 2010 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder